Ressamlıktan Dünyaca Ünlü Yönetmenliğe: Akira Kurosawa

Akira Kurosawa; 88 yıllık hayatının 57 senelik kariyerine, 30 yönetmenlik sığdırmış bir film yönetmenidir. Sanata ilk olarak resim kolundan giriş yapan Kurosawa, sonrasında sinema dünyasının en ünlü yönetmenlerinden biri olmuştur. İşte Akira Kurosawa’nın ressamlıktan dünyaca ünlü yönetmenliğe geçişine dair tüm detaylar yazımızda…

İlk Yıllar ve Resimden Sinemaya Geçiş

23 Mart 1910’da, Tokyo’da dünyaya gelen Akira Kurosawa, kalabalık bir ailenin en son üyesidir. Okul döneminde pasif bir öğrenciyken, yeni gelen öğretmen sayesinde yeni alanlara yönelmeye başlar. Kurosawa, modern ve yenilikçi bir öğretmen olan bay Tachikawa hakkında, ‘Büyümeme sebep olan güçlerden birisi’ diye bahseder. Ünlü yönetmenin resme olan ilgisi de bay Tachikawa sayesinde başlar.

Akira Kurosawa’nın hayatında büyük bir yeri olan ağabeyi Heigo, sinema ve tiyatroya yönelmesinde büyük rol oynamıştır. Sessiz sinemalarda film anlatıcısı olarak çalışan Heigo’nun yanına taşındıktan sonra birçok sinema filmini izleme şansı yakalar. Bir yandan Avrupa filmlerine giden bir yandan da yaptığı resimleri sunmaya çalışan Kurosawa, bir süre sonra resme olan ilgisini kaybetmeye başlar. Tarih Temmuz 1933’i gösterdiğinde Heigo’nun intiharı yönetmenin, belirsizliğe sürüklenmesine yol açar. Öyle ki yıllar sonra bile o zamanları hatırlamak istemediğini söyler.

Asistanlıkla Başlayan Sinema Kariyerinde Son Durak Yönetmenlik

Yönetmen yardımcılığı için verilen ilana başvuran Kurosawa’dan, Japon sinemasının eksikleri ve bu eksikliklerin nasıl giderileceğine hakkında bir makale yazılması istenir. Kurosawa’nın cevabı ise bu eksikliklerin giderilemeyeceği yönünde olmuştur. Bu cevap onu sınavın 2. aşamasına geçirir. İkinci aşamaya geçmesini düşünenler arasında Japon sinemasının eski kuşağın önemli yönetmenlerinden olan Kajiro Yamamoto da vardır. Ünlü yönetmen sınavı geçip stüdyoya girdiğinde henüz 23 yaşındadır.

5 sene yönetmen yardımcılığı yapan Kurosawa bu süreçte birçok yönetmenle çalışmış ama ona katkı sağlayan en önemli isim Yamamoto olmuştur. Yamamoto’nun da verdiği eğitimle bir sene içerisinde baş yardımcı yönetmen pozisyonuna gelmeyi başarır. Kajiro Yamamoto, The Horse filminin çekimleri sırasında başka bir projede de yer aldığı için, filmin yönetmenliğini Kurosawa üstlenir. Bu filmde üstlendiği asistanlık görevi, Akira Kurosawa için son olur.

Yönetmenin, Kajiro Yamamoto tarafından aldığı en büyük tavsiye ise senaryo yazması yönünde olmuştur. Bu tavsiyeyi dikkate alan Kurosawa senaryo çalışmalarına da hızlı bir şekilde başlar.

İlk Film İlk Sansür

The Horse’dan sonra Akira Kurosawa iyi bir senaryo arayışına girer. Judo ustasıyla ilgili bir kitaptan ilham alır ve bu kitabın haklarını satın almayı önermek için Toho stüdyolarına gider. Kitap çıktıktan sonra kitabın hakları alınır ve Kurosawa ilk filmi için kollarını sıvar. 

İlk film çekimlerine 1942’de başlar. Başarılı bir şekilde bitirse de film sansüre takılır ancak yönetmen Yasujiro Ozu’nun da desteğini alması sonucu sansürden çıkar. Böylece 24 Mart 1943’te ilk filmi, Sugata Sanshiro gösterime girer. Başından beri zorluklarla gösterime girmeyi başaran film, yine sansür darbesi alır ve 18 dakikası çıkarılır.  

The Most Beautiful, Akira Kurosawa’nın 1944 yılında propaganda – dram türünde çektiği filmdir. II. Dünya Savaşı zamanındaki fabrika işçilerini, özellikle kadın işçileri konu alan film, siyasi olduğu için eleştirilmiş, sansüre takılmış fakat yine de gösterime girmiştir. Yönetmen filmin çekimi sırasında oyuncuları fabrikada konaklatmış, burada çıkan yemeklerden yedirmiş hatta onlara karakterlerinin isimleriyle hitap etmiştir.

The Most Beautiful’da kadın işçilerin lideri karakterine can veren Yoko Yaguchi, meslektaşlarının isteklerini yönetmen Kurosawa’ya iletmek için seçilir. Bu sürekli iletişim, yönetmen ve Yaguchi arasında anlaşmazlıklara neden olur. Fakat ilginçtir ki bu anlaşmazlık aşka dönüşür ve Akira Kurosawa ile Yoko Yaguchi 21 Mayıs 1945’te, Yaguchi 2 aylık hamileyken evlenirler. Bu evlilik 1985’e, Yoko Yaguchi vefat edesiye kadar devam eder.

1945 yılında çıkan, ilk filminin devamı niteliğinde olan Sanshiro Sugata Part Two beklenen ilgiyi görmez ve yönetmenin en zayıf filmi olur.

Akira Kurosawa’nın Eylül 1945’te, The Man Who Tread On The Tiger’s Tail isimli, bir Japon halk tiyatrosu türünden uyarlanan filmi gösterime girer.

Japonya’da Bir Dedektif Filmi

Ünlü yönetmen, kendine özgü filmler çekmek ister. Bu yönde ilk filmi No Regrets for Our Youth olur. Filmde alışılmışın dışına çıkıp, ana karakteri bir kadın üzerine yönelten Kurosawa eleştirmenleri de bu seçimiyle ikiye böler.

Kurosawa ve arkadaşları film sanat derneği adında bir prodüksiyon şirketi kurar. Bu şirketin ilk işi olan film, The Quiet Duel olur. İdealist bir doktoru konu alan film 1949’da piyasaya çıkar. İlk filmin ardından yine aynı yıl, belkide Japonya’nın ilk  önemli dedektif filmi olan Stray Dog gösterime girer.

1950’de Kurosawa’nın yeni bir izleyici kitlesi kazandığı Raşomon (Rashomon) gösterime girer ve bu film birçok ödüle layık görülür. 

56 yaşına geldiğinde, yurt dışına çalışma fikri yakın gelmeye başlar. İddialı bir Hollywood projesi olan Tora! Tora! Tora! ile ilgilenen Kurosawa, filmin Japon bakış açısını, Amerikalı yönetmen Richard Fleischer da Amerikan bakış açısını ele alır. Kurosawa bu projeden bir süre sonra ayrılmak ister ve bir şekilde kendisini filmden kovdurur. Fakat Amerikanlar ünlü yönetmenin projeden ayrılmasını, yorgunluk olarak bildirir. 

7 Samuray

Akira Kurosawa 7 Samuray’ın yönetmeni ve aynı zamanda senaristlerinden biridir. Filmin kurgusunu da üstlenen ünlü yönetmen, bu zamana kadar kullandığı çekim yönteminden farklı olarak, birden fazla kamera ile filmi çeker. 3 saatten fazla süren film, dünya sinema tarihinin en önemli filmleri arasında yerini korumaktadır. IMDb’de ilk 250 film arasında olan film, o dönemin duygusunu doğrudan yansıttığı için seyirci ile olan bağını günümüzde dahi koparmıyor.

Birçok filme ilham ve birçok ödüle aday olan 7 Samuray, Venedik Film Festivalinde Gümüş Aslan ödülüne de layık görülür ayrıca film Japonya’da en çok hasılat yapan ikinci yerli film olmuştur.

İlk Renkli Film 

Tora! Tora! Tora!’dan sonra toparlanmaya çalışır ve yeni bir proje için çalışmalara başlar. Fakirlik ve sefalet hakkında, Dodes’ka- den isimli film üzerine yoğunlaşır. Bu filmi 9 haftada çeker. Film aynı zamanda yönetmenin ilk renkli filmidir. Ancak Dodes’ka- den seyircisinden beklenen tepkiyi almamış olmak Kurosawa’yı oldukça etkiler. Yeni film çekmek için yeterli maddi gücü kalmayan yönetmen, 22 Aralık 1971 intihar girişiminde bulunur. Kısa sürede sağlığına dönse de bir daha film çekip çekmeyeceği konusunda endişeleri vardır.

1975’te Sovyet – Japon ortak yapımı olan Dersu Uzala filmi ile tam anlamıyla dönüş yapan yönetmen, bu filmle beraber  Moskova Uluslararası Film Festivali’nde Altın Küreyi ve yabancı film Oscar’ını kazanır.

Rol Model Kurosawa

Yıldız Savaşları yaratıcısı olan George Lucas, birçok Hollywood yönetmeni gibi onu rol model olarak görmüş, üstelik onunla çalışma fırsatı da elde etmiştir. Kurosawa’nın maddi sıkıntıları yüzünden film yapamadığını öğrenen Lucas, bu duruma bir hayli şaşırır. 1978 yılında bir araya gelen yönetmenler Kagemuşa hakkında konuşurlar. George Lucas’ın ısrarı üzerine 20th Century Fox Akira Kurosawa’yı işe alır. Böylelikle Kurosawa daha önce kovulduğu yapım şirketine onların davet etmesi üzerine geri döner.

Hayata Veda, Üretmeye Devam Etti

1995 yılında trafik kazası geçiren Akira Kurosawa artık sağlık sorunları yaşamaya başlar. Fiziksel zorluklar yaşar ve evinden dışarı çıkamaz durumdadır. Kazadan 3 yıl sonra 6 Eylül 1998’de evinde felç geçiren ünlü yönetmen, hayata gözlerini yumar.

Akira Kurosawa 1998’de bu hayata veda etti ama eserleri o öldükten sonra bile üretilmeye devam etti. Kurosawa’nın vefatından sonra yazdığı After the Rain ve The Sea is Watching gibi senaryolar filme çekildi.

Yorum bırakın